|
Av peşinde Koşanlar

Yazı
: Hakan Kabasakal
Köpekbalıklarının en fazla araştırılan özelliklerinden ikisi,
beslenme alışkanlıkları ve avlanma stratejileridir. "Bir
köpekbalığı ne yer?" sorusu, aslında öyle kolayca cevap
verilebilecek bir soru değil. Aksine, bu soruya tatminkar
bir cevap verebilmenin tek yolu, herhangi bir türün en küçükten
en büyüğüne kadar, yüzlerce bireyinin mide içeriklerinin incelenmesini
ve ayrıntılı analizler yapılmasını gerektirir. Bazen tüm bu
kapsamlı araştırmaların sonrasında bile bu soruya tam bir
cevap veremeyebiliriz. Çünkü köpekbalıkları uzun göçler yapabilen
canlılardır ve deniz ekosisteminin çok farklı nişlerinden
beslenme amacıyla yararlanabilirler. Bazen yedikleri besin,
bizim "köpekbalığı bunu da yermiymiş!" gibi bir
tepki vermemize neden olacak cinsten bir canlı dahi olabilir.
Köpekbalıklarının av tercihlerini belirleyen en önemli faktör
diş şeklidir. Söz köpekbalıklarından açıldı mı, akla ilk gelen
şüphesiz dişleridir. Köpekbalığının gerek fiziksel, gerekse
düşsel varlığı sanki bütünüyle dişleri üzerine kuruludur.
Balina, yunus gibi iri cüsseli deniz memelilerini; orkinoz,
kılıçbalığı gibi yüzlerce kiloluk balıkları ya da sert kabuklu
deniz kaplumbağalarını avlayan köpekbalıklarının çenelerinde,
genellikle tek kuspitli ve çok büyük dişler vardır (dişin
taç kısmına "kuspit" denir). Örneğin 5 metrelik
bir büyük
beyaz köpekbalığının, en büyük üst çene dişinin kuspit yüksekliği
ortalama 45 mm'dir. Issırmanın etkisini arttırmak için bazı
türlerde kuspitlerin kenarları testere gibi tırtıklıdır. Aynı
ailenin üyeleri olmalarına rağmen, beslenme özellikleri farklı
olduğundan dolayı, diş şekilleri farklı olan köpekbalıkları
da vardır. Triakidae ailesinin bir türü olan Galeorhinus galeus
başlıca balıklarla beslendiği halde, ailenin diğer bir türü
olan Mustelus asterias çoğunlukla yengeç gibi sert kabuklu
canlılarla beslenir. Bu yüzden, Galeorhinus galeus 'un her
iki çenesinde de, hızla kaçmakta olan bir balığı ilk hamlede
kavrayıp parçalayabilmek amacıyla sivri kuspitli keskin dişler
vardır; oysa Mustelus asterias'ın çenelerinde bulunan, kaldırım
taşları gibi dizilmiş olan basık şekilli dişler, bir yengecin
sert kabuğunu kolayca kırmaya uygundur.
Köpekbalıklarının dişleri çenelerde bulunan elastik dokuların
içerisine gömülü olarak durur. Çenelerde dişlerin dizildiği
bir çok diş sırası vardır. Köpekbalığı türlerinin çoğunda
çenenin en önünde bulunan bir ya da iki tane diş sırası fonksiyoneldir;
yani ıssırma ve parçalama da sadece bu sıra (ya da sıralar)
üzerinde bulunan dişler kullanılır. Geriye kalan sıralarda
bulunan dişler fonksiyonel olmayan dişlerdir ve bunlar yedek
ya da değişim dişleri olarak adlandırılırlar. Fonksiyonel
sırada bulunan dişler avlanma sırasında kırılabildiklerinden
ya da kullanımdan dolayı zamanla köreldiklerinden, arka sıralarda
bulunan yedeklerle düzenli olarak değiştirilirler. Yeni
bir yedek diş eski fonksiyonel dişin yerine geçmek üzere ileriye
doğru hareket ettiğinde, diğer yedek dişlerde birer sıra öne
gelirler. Bu ilerleme hareketi sonucunda çenede diş oluşturan
dokular uyarılır ve böylece boşalmış olan en arka sırayı doldurmak
için yeni bir diş oluşturulur. Dişlerin yenilenmesi köpekbalığı
yaşadığı sürece devam eder. Bir köpekbalığının ömrü boyunca
neredeyse otuzbin kez diş değiştirdiği tahmin edilmektedir.
Yumuşakçaları, kabuklu hayvanları, kemikli balıkları, deniz
sürüngenlerini, deniz memelilerini ve nihayet kendi hemcinslerini
yiyen, nadiren de olsa menüye insanı da dahil eden köpekbalıkları
etobur hayvanlardır. Büyük köpekbalıklarının beslenme davranışları
üzerine çok sayıda araştırma yapılmasının belki de en önemli
nedeni, insanların karşı karşıya kaldıkları köpekbalığı saldırılarının
altında yatan sebepleri bulma isteğidir. Konuyu dağıtmamak
için bu bölümde 3 tane köpekbalığı türünün beslenme alışkanlıkları
üzerinde yoğunlaşmak istiyorum: bozcamgöz (Hexanchus griseus),
kaplan köpekbalığı (Galeocerdo cuvieri) ve büyük beyaz köpekbalığı
(Carcharodon carcharias). Bunlar tamamen olgunlaştıklarında
uzunlukları en az 6 metre olan türler. Üçü de Akdeniz'de yaşıyor.
Gerçi kaplan köpekbalığı şu an için Akdeniz'de sadece İspanya
ve İtalya açıklarında kayıtlara geçti, ama türün Kızıldeniz'de
de bulunduğunu ve bu denizin Süveyş Kanalı yoluyla Akdeniz'e
bağlandığını düşünürsek, bir süre sonra bizim kıyılarımızda
da görülme olasılığını gözardı etmemek gerektiğini düşünüyorum.
Bu 3 köpekbalığı türü, denizde doğal besin zincirinin en son
halkasını oluşturan tepe etoburlardır. Yani denizde yaşayan
hemen her canlıyı avlayabilirler. İrili ufaklı deniz canlıları
ve bazen de konserve kutusundan lastik bidona kadar hemen
her çeşit hırdavat, midelerinden çıkabilir. Bir keresinde
Kızıldeniz'de yakalanan bir kaplan köpekbalığının midesinden,
sonradan bir deveye ait olduğu anlaşılan kemikler çıkmış.
Peki bu 3 köpekbalığı türünün yavruları doğar doğmaz erginleriyle
aynı yırtıcılıkla avlanabilirler mi? Yoksa kusursuz avlanma
becerilerini zamanla mı kazanırlar? Yapılan araştırmalar her
3 türün beslenmesinde, 2.5 ila 3 metre uzunluktan itibaren
çok belirgin değişmeler olduğunu gösteriyor. Bu uzunluktan
daha kısa olan bozcamgözlerin, kaplan köpekbalıklarının ve
beyaz köpekbalıklarının avlarını, çoğunlukla küçük ve avlaması
kolay canlılar oluşturur. Bozcamgözler 2 metre uzunluğa ulaşıncaya
kadar geçen dönemde kemikli balıkları, küçük köpekbalıklarını
(özellikle dikenli camgözleri) ve kafadanbacaklıları (ahtapot
vb.) avlayarak beslenirler. Aynı şekilde 2 metreden daha küçük
kaplan köpekbalıkları kemikli balıklarla, deniz kuşlarıyla,
kafadanbacaklılar ve kabuklularla beslenirler. Hawaii adaları
Pasifik okyanusunda albatros yavrularının uçmayı öğrendikleri
yerlerden biridir. Burada yerden havalanan her 10 albatros
yavrusundan 7 ya da 8'i, ilk uçuşunu kaplan köpekbalıklarının
keskin dişlerinde noktalar. 3 metreden daha kısa beyaz köpekbalıklarının
başlıca besinini ise çeşitli balık türleri oluşturur.
Köpekbalığı büyüdükçe gerek avlanma becerileri geliştiği,
gerekse diş morfolojisinde büyük avları ısırmasına olanak
tanıyan yapısal değişiklikler meydana geldiği için, bu 3 türün
av tercihlerinde belirgin değişmeler olduğu görülmektedir.
Dilerseniz diş yapısında meydana gelen değişmelere, beyaz
köpekbalığı örneğinden yola çıkarak değinelim. Uzunluğu 3
metreden kısa olan beyaz köpekbalıklarının dişleri nispeten
ince uzundur. Bu nedenle, söz konusu bireyler küçük balıklar
gibi çok kuvvetli olmayan ve büyük lokmalar kopartmayı gerektirmeyen
avlara saldırırlar. Ancak 3 metreden itibaren
dişlerin kaideleri genişler ve dişler türe özgü üçgen şeklini
alırlar. İnce uzun dişlerin aksine üçgen şeklinde dişler,
bütün halinde yutmak için çok büyük olan, yunus ya da orkinoz
gibi avlardan parçalar kopartmaya çok uygundur. Issırdığı
yere tonlarca baskı uygulayabilen beyaz köpekbalığı, 300 kiloluk
bir orkinozu tek hamlede ikiye bölebilir.
Genç köpekbalıkları büyüdükçe, erginlerin yamyamlık tehdidinden
kurtularak, daha geniş av bölgelerinde serbestçe dolaşmaya
başlarlar. Böylece potansiyel avlarla karşılaşma şansları
artar. Hawaii sularında yaşayan kaplan köpekbalıkları üzerine
yapılan bir araştırma, kılıçbalığı ve orkinoz gibi açık denizde
yaşayan büyük kemikli balıkların, sadece 2.5 metreden uzun
bireyler tarafından avlandıklarını ortaya çıkardı. Bozcamgözler
üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Dr. David Ebert'e göre,
2.5 metreden daha uzun olan bireyler ağırlıklı olarak deniz
memelilerini ve kemikli balıkları avlamaktadır. Mayıs 1990'da
Yalova açıklarında yakalanan, 5 metre uzunluğundaki bir bozcamgözün
midesi, yunus artıklarıyla doluydu.
Çevikliklerinin giderek azalması büyük köpekbalıklarının,
daha hantal avlara yönelmelerinin başlıca nedenlerinden biri
olabilir. Bunun yanında yağ içeriği zengin avlar, beyaz köpekbalığı
gibi sıcak kanlı türlerin enerji ihtiyaçlarını daha iyi karşılayabilir.
Örneğin, 30 kilogram balina yağı 4.5 metrelik bir beyaz köpekbalığının,
hiç avlanmadan 1.5 ay geçirmesini sağlayabilir. Sıcak kanlı
olmasından dolayı çok derin ve soğuk sularda kısa süreli kalışlar
da yapabilir ki bu, beyaz köpekbalığının av alanını genişletmesine
yarayan bir başka avantajdır. Beyaz köpekbalıkları yaklaşık
1800 metre derine dalabilirler.
Henüz kanıtlanmamış olmakla birlikte, bozcamgözün ortamın
rengine bağlı olarak, kendi rengini kısa süreli de olsa değiştirebildiği
düşünülüyor. Zemin üzerinde yaşayan, yani epibentik canlılar
bozcamgözün başlıca besinini oluştururlar. Ancak bozcamgöz
mezopelajik ve epipelajik, yani orta suda yaşayan canlıları
da avlar. Gümüşi gri bir vücut rengi orta suda avlanırken
bozcamgözün ortamdan daha zor ayırdedilmesini sağlayabilir.
Öte yandan, kahverengimsi gri ya da daha koyu tonlar, dip
yakınında avlanırken bozcamgözü daha iyi gizleyebilir. Farklı
ortamlar arasındaki gidiş gelişler sırasında meydana gelen
ışık şiddeti değişmeleri, bu renk farklılaşmasına yol açabilir.
Sebebi her ne olursa olsun bu uyum sağlayıcı kamuflaj, farklı
ortamlarda av arayan bozcamgöze hiç kuşkusuz önemli bir gizlenme
avantajı sağlar.
Dalış ve sualtı görüntüleme tekniklerinde sağlanan ilerlemeler,
beyaz köpekbalıklarının gizemli doğalarını her geçen gün biraz
daha anlamamıza yardımcı oluyor. Amerikalı köpekbalığı araştırmacıları
Tricas ve McCosker'ın, uzun yıllar süren gözlemleri sayesinde,
beyaz köpekbalıklarının avlarına saldırırken uyguladıkları
stratejiyi biraz olsun biliyoruz. Tricas ve McCosker araştırmaları
sırasında, beyaz köpekbalığının, özellikle çok büyük deniz
memelilerine saldırdıktan sonra, avı hemen parçalamak için
uğraşmadığını, aksine ilk ıssırıktan sonra geri çekilerek,
avın kan kaybından ölmesini beklediğini belirtiyorlar. Bir
diğer önemli gözlem ise, avı ıssırma anında beyaz köpekbalığının
gözlerini yuvalarında tersine çevirmesidir. Tamamen korunma
iç güdüsünün sonucu olan bu hareket, can çekişmekte olan bir
fokun yol açabileceği olası bir yaralanmadan, gözleri sakınma
amacını taşır. Beyaz köpekbalığının "ıssır ve bırak"
taktiği, bazı saldırılardan sonra, fokların ya da insanların
nasıl olup da kurtulabildiklerini açıklıyor.
Büyük köpekbalıklarının beslenmelerinde ortaya çıkan değişmeler,
insanların uğradığı köpekbalığı saldırılarının nedenlerini
daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Buraya kadar yazdıklarımı
özetlemem gerekirse, 2.5 ila 3 metre uzunluğa erişmelerinden
itibaren her 3 türün beslenme alışkanlıklarında çok belirgin
değişmeler olmaktadır. Orkinoz, kılıçbalığı, deniz kaplumbağası
ve yunus gibi, insanla benzer büyüklükte olan avların, 2.5
ila 3 metreden daha uzun olan bozcamgözlerin, kaplan köpekbalıklarının
ya da beyaz köpekbalıklarının midelerinde bulunmuş olmaları,
söz konusu köpekbalığı türlerinin, ancak bu uzunluktan itibaren
insanlar için tehlike yaratabileceklerini gösteriyor.
Mustelus
cinsi köpekbalıklarının kaldırım taşları gibi yanyana dizilmiş
dişleri, yengeç vb. sert kabuklu avları ezip parçalamaya çok
uygundur.
Çoğunlukla
balıklar ve kafadanbacaklılarla beslenen Galeorhinus galeus'un
en önemli silahı keskin dişleridir. Özellikle ahtapot gibi
kaygan derili avları kavramak için bu dişler vazgeçilmezdir.
Fonksiyonel
sıraların gerisinde bulunan yedek sıralar sayesinde, köpekbalıklarının
dişleri ömür boyu yenilenir.
Güçlü
çeneler üzerinde dizili üçgen şeklinde dişler, beyaz köpekbalığının
diğer türlerden kolayca ayırdedilmesini sağlar. Issırmanın
etkisini arttırmak için kenarları testere gibi tırtıklı olan
bu dişler ve güçlü çeneleri sayesinde, beyaz köpekbalığı yunus,
fok ya da orkinoz gibi çok güçlü
avları parçalamakta hiç zorlanmaz. Çenenin içindeki kişi,
yazarın 6 sene önceki halidir.
Kıyıya vurmuş bu yunus leşini, Mayıs ayında güneşli bir Pazar
günü, Fenerbahçe sahilinde gezinirken bulmuştuk. Gövdenin
gerisinde ve kuyruğun yakınında görülen yarım ay şeklindeki
ıssırıklar, köpekbalığı saldırısından sonra geride kalan tipik
izlerdir. Büyük ıssırığın çapı yaklaşık 40 santimetreydi ve
bu ağız genişliğine dayanarak, saldıran köpekbalığının ortalama
3 metre uzunluğunda olduğunu söyleyebiliriz.
|
|