DALIŞ, DENİZ, DOĞA, GEZİ, DERGİSİ
Sayı 72
Temmuz 2004

  Sorularınız İçin     
  2.El Malzeme        
  Abone Formu      
  Dalış Kulübü
  Malzemeciler
  Bize Ulaşın            
  Site içi arama    
  Künye          
  Foto Galeri           
  Hava durumu       


 

 


site design © 2001 omnis


Av peşinde Koşanlar

Yazı : Hakan Kabasakal



Köpekbalıklarının en fazla araştırılan özelliklerinden ikisi, beslenme alışkanlıkları ve avlanma stratejileridir. "Bir köpekbalığı ne yer?" sorusu, aslında öyle kolayca cevap verilebilecek bir soru değil. Aksine, bu soruya tatminkar bir cevap verebilmenin tek yolu, herhangi bir türün en küçükten en büyüğüne kadar, yüzlerce bireyinin mide içeriklerinin incelenmesini ve ayrıntılı analizler yapılmasını gerektirir. Bazen tüm bu kapsamlı araştırmaların sonrasında bile bu soruya tam bir cevap veremeyebiliriz. Çünkü köpekbalıkları uzun göçler yapabilen canlılardır ve deniz ekosisteminin çok farklı nişlerinden beslenme amacıyla yararlanabilirler. Bazen yedikleri besin, bizim "köpekbalığı bunu da yermiymiş!" gibi bir tepki vermemize neden olacak cinsten bir canlı dahi olabilir.
Köpekbalıklarının av tercihlerini belirleyen en önemli faktör diş şeklidir. Söz köpekbalıklarından açıldı mı, akla ilk gelen şüphesiz dişleridir. Köpekbalığının gerek fiziksel, gerekse düşsel varlığı sanki bütünüyle dişleri üzerine kuruludur. Balina, yunus gibi iri cüsseli deniz memelilerini; orkinoz, kılıçbalığı gibi yüzlerce kiloluk balıkları ya da sert kabuklu deniz kaplumbağalarını avlayan köpekbalıklarının çenelerinde, genellikle tek kuspitli ve çok büyük dişler vardır (dişin taç kısmına "kuspit" denir). Örneğin 5 metrelik bir büyük
beyaz köpekbalığının, en büyük üst çene dişinin kuspit yüksekliği ortalama 45 mm'dir. Issırmanın etkisini arttırmak için bazı türlerde kuspitlerin kenarları testere gibi tırtıklıdır. Aynı ailenin üyeleri olmalarına rağmen, beslenme özellikleri farklı olduğundan dolayı, diş şekilleri farklı olan köpekbalıkları da vardır. Triakidae ailesinin bir türü olan Galeorhinus galeus başlıca balıklarla beslendiği halde, ailenin diğer bir türü olan Mustelus asterias çoğunlukla yengeç gibi sert kabuklu canlılarla beslenir. Bu yüzden, Galeorhinus galeus 'un her iki çenesinde de, hızla kaçmakta olan bir balığı ilk hamlede kavrayıp parçalayabilmek amacıyla sivri kuspitli keskin dişler vardır; oysa Mustelus asterias'ın çenelerinde bulunan, kaldırım taşları gibi dizilmiş olan basık şekilli dişler, bir yengecin sert kabuğunu kolayca kırmaya uygundur.
Köpekbalıklarının dişleri çenelerde bulunan elastik dokuların içerisine gömülü olarak durur. Çenelerde dişlerin dizildiği bir çok diş sırası vardır. Köpekbalığı türlerinin çoğunda çenenin en önünde bulunan bir ya da iki tane diş sırası fonksiyoneldir; yani ıssırma ve parçalama da sadece bu sıra (ya da sıralar) üzerinde bulunan dişler kullanılır. Geriye kalan sıralarda bulunan dişler fonksiyonel olmayan dişlerdir ve bunlar yedek ya da değişim dişleri olarak adlandırılırlar. Fonksiyonel sırada bulunan dişler avlanma sırasında kırılabildiklerinden ya da kullanımdan dolayı zamanla köreldiklerinden, arka sıralarda bulunan yedeklerle düzenli olarak değiştirilirler.
Yeni bir yedek diş eski fonksiyonel dişin yerine geçmek üzere ileriye doğru hareket ettiğinde, diğer yedek dişlerde birer sıra öne gelirler. Bu ilerleme hareketi sonucunda çenede diş oluşturan dokular uyarılır ve böylece boşalmış olan en arka sırayı doldurmak için yeni bir diş oluşturulur. Dişlerin yenilenmesi köpekbalığı yaşadığı sürece devam eder. Bir köpekbalığının ömrü boyunca neredeyse otuzbin kez diş değiştirdiği tahmin edilmektedir.
Yumuşakçaları, kabuklu hayvanları, kemikli balıkları, deniz sürüngenlerini, deniz memelilerini ve nihayet kendi hemcinslerini yiyen, nadiren de olsa menüye insanı da dahil eden köpekbalıkları etobur hayvanlardır. Büyük köpekbalıklarının beslenme davranışları üzerine çok sayıda araştırma yapılmasının belki de en önemli nedeni, insanların karşı karşıya kaldıkları köpekbalığı saldırılarının altında yatan sebepleri bulma isteğidir. Konuyu dağıtmamak için bu bölümde 3 tane köpekbalığı türünün beslenme alışkanlıkları üzerinde yoğunlaşmak istiyorum: bozcamgöz (Hexanchus griseus), kaplan köpekbalığı (Galeocerdo cuvieri) ve büyük beyaz köpekbalığı (Carcharodon carcharias). Bunlar tamamen olgunlaştıklarında uzunlukları en az 6 metre olan türler. Üçü de Akdeniz'de yaşıyor. Gerçi kaplan köpekbalığı şu an için Akdeniz'de sadece İspanya ve İtalya açıklarında kayıtlara geçti, ama türün Kızıldeniz'de de bulunduğunu ve bu denizin Süveyş Kanalı yoluyla Akdeniz'e bağlandığını düşünürsek, bir süre sonra bizim kıyılarımızda da görülme olasılığını gözardı etmemek gerektiğini düşünüyorum. Bu 3 köpekbalığı türü, denizde doğal besin zincirinin en son halkasını oluşturan tepe etoburlardır. Yani denizde yaşayan hemen her canlıyı avlayabilirler. İrili ufaklı deniz canlıları ve bazen de konserve kutusundan lastik bidona kadar hemen her çeşit hırdavat, midelerinden çıkabilir. Bir keresinde Kızıldeniz'de yakalanan bir kaplan köpekbalığının midesinden, sonradan bir deveye ait olduğu anlaşılan kemikler çıkmış.
Peki bu 3 köpekbalığı türünün yavruları doğar doğmaz erginleriyle aynı yırtıcılıkla avlanabilirler mi? Yoksa kusursuz avlanma becerilerini zamanla mı kazanırlar? Yapılan araştırmalar her 3 türün beslenmesinde, 2.5 ila 3 metre uzunluktan itibaren çok belirgin değişmeler olduğunu gösteriyor. Bu uzunluktan daha kısa olan bozcamgözlerin, kaplan köpekbalıklarının ve beyaz köpekbalıklarının avlarını, çoğunlukla küçük ve avlaması kolay canlılar oluşturur. Bozcamgözler 2 metre uzunluğa ulaşıncaya kadar geçen dönemde kemikli balıkları, küçük köpekbalıklarını (özellikle dikenli camgözleri) ve kafadanbacaklıları (ahtapot vb.) avlayarak beslenirler. Aynı şekilde 2 metreden daha küçük kaplan köpekbalıkları kemikli balıklarla, deniz kuşlarıyla, kafadanbacaklılar ve kabuklularla beslenirler. Hawaii adaları Pasifik okyanusunda albatros yavrularının uçmayı öğrendikleri yerlerden biridir. Burada yerden havalanan her 10 albatros yavrusundan 7 ya da 8'i, ilk uçuşunu kaplan köpekbalıklarının keskin dişlerinde noktalar. 3 metreden daha kısa beyaz köpekbalıklarının başlıca besinini ise çeşitli balık türleri oluşturur.
Köpekbalığı büyüdükçe gerek avlanma becerileri geliştiği, gerekse diş morfolojisinde büyük avları ısırmasına olanak tanıyan yapısal değişiklikler meydana geldiği için, bu 3 türün av tercihlerinde belirgin değişmeler olduğu görülmektedir. Dilerseniz diş yapısında meydana gelen değişmelere, beyaz köpekbalığı örneğinden yola çıkarak değinelim. Uzunluğu 3 metreden kısa olan beyaz köpekbalıklarının dişleri nispeten ince uzundur. Bu nedenle, söz konusu bireyler küçük balıklar gibi çok kuvvetli olmayan ve büyük lokmalar kopartmayı gerektirmeyen avlara saldırırlar. Ancak 3 metreden itibaren
dişlerin kaideleri genişler ve dişler türe özgü üçgen şeklini alırlar. İnce uzun dişlerin aksine üçgen şeklinde dişler, bütün halinde yutmak için çok büyük olan, yunus ya da orkinoz gibi avlardan parçalar kopartmaya çok uygundur. Issırdığı yere tonlarca baskı uygulayabilen beyaz köpekbalığı, 300 kiloluk bir orkinozu tek hamlede ikiye bölebilir.

Genç köpekbalıkları büyüdükçe, erginlerin yamyamlık tehdidinden kurtularak, daha geniş av bölgelerinde serbestçe dolaşmaya başlarlar. Böylece potansiyel avlarla karşılaşma şansları artar. Hawaii sularında yaşayan kaplan köpekbalıkları üzerine yapılan bir araştırma, kılıçbalığı ve orkinoz gibi açık denizde yaşayan büyük kemikli balıkların, sadece 2.5 metreden uzun bireyler tarafından avlandıklarını ortaya çıkardı. Bozcamgözler üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Dr. David Ebert'e göre, 2.5 metreden daha uzun olan bireyler ağırlıklı olarak deniz memelilerini ve kemikli balıkları avlamaktadır. Mayıs 1990'da Yalova açıklarında yakalanan, 5 metre uzunluğundaki bir bozcamgözün midesi, yunus artıklarıyla doluydu.
Çevikliklerinin giderek azalması büyük köpekbalıklarının, daha hantal avlara yönelmelerinin başlıca nedenlerinden biri olabilir. Bunun yanında yağ içeriği zengin avlar, beyaz köpekbalığı gibi sıcak kanlı türlerin enerji ihtiyaçlarını daha iyi karşılayabilir. Örneğin, 30 kilogram balina yağı 4.5 metrelik bir beyaz köpekbalığının, hiç avlanmadan 1.5 ay geçirmesini sağlayabilir. Sıcak kanlı olmasından dolayı çok derin ve soğuk sularda kısa süreli kalışlar da yapabilir ki bu, beyaz köpekbalığının av alanını genişletmesine yarayan bir başka avantajdır. Beyaz köpekbalıkları yaklaşık 1800 metre derine dalabilirler.
Henüz kanıtlanmamış olmakla birlikte, bozcamgözün ortamın rengine bağlı olarak, kendi rengini kısa süreli de olsa değiştirebildiği düşünülüyor. Zemin üzerinde yaşayan, yani epibentik canlılar bozcamgözün başlıca besinini oluştururlar. Ancak bozcamgöz mezopelajik ve epipelajik, yani orta suda yaşayan canlıları da avlar. Gümüşi gri bir vücut rengi orta suda avlanırken bozcamgözün ortamdan daha zor ayırdedilmesini sağlayabilir. Öte yandan, kahverengimsi gri ya da daha koyu tonlar, dip yakınında avlanırken bozcamgözü daha iyi gizleyebilir. Farklı ortamlar arasındaki gidiş gelişler sırasında meydana gelen ışık şiddeti değişmeleri, bu renk farklılaşmasına yol açabilir. Sebebi her ne olursa olsun bu uyum sağlayıcı kamuflaj, farklı ortamlarda av arayan bozcamgöze hiç kuşkusuz önemli bir gizlenme avantajı sağlar.
Dalış ve sualtı görüntüleme tekniklerinde sağlanan ilerlemeler, beyaz köpekbalıklarının gizemli doğalarını her geçen gün biraz daha anlamamıza yardımcı oluyor. Amerikalı köpekbalığı araştırmacıları Tricas ve McCosker'ın, uzun yıllar süren gözlemleri sayesinde, beyaz köpekbalıklarının avlarına saldırırken uyguladıkları stratejiyi biraz olsun biliyoruz. Tricas ve McCosker araştırmaları sırasında, beyaz köpekbalığının, özellikle çok büyük deniz memelilerine saldırdıktan sonra, avı hemen parçalamak için uğraşmadığını, aksine ilk ıssırıktan sonra geri çekilerek, avın kan kaybından ölmesini beklediğini belirtiyorlar. Bir diğer önemli gözlem ise, avı ıssırma anında beyaz köpekbalığının gözlerini yuvalarında tersine çevirmesidir. Tamamen korunma iç güdüsünün sonucu olan bu hareket, can çekişmekte olan bir fokun yol açabileceği olası bir yaralanmadan, gözleri sakınma amacını taşır. Beyaz köpekbalığının "ıssır ve bırak" taktiği, bazı saldırılardan sonra, fokların ya da insanların nasıl olup da kurtulabildiklerini açıklıyor.
Büyük köpekbalıklarının beslenmelerinde ortaya çıkan değişmeler, insanların uğradığı köpekbalığı saldırılarının nedenlerini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Buraya kadar yazdıklarımı özetlemem gerekirse, 2.5 ila 3 metre uzunluğa erişmelerinden itibaren her 3 türün beslenme alışkanlıklarında çok belirgin değişmeler olmaktadır. Orkinoz, kılıçbalığı, deniz kaplumbağası ve yunus gibi, insanla benzer büyüklükte olan avların, 2.5 ila 3 metreden daha uzun olan bozcamgözlerin, kaplan köpekbalıklarının ya da beyaz köpekbalıklarının midelerinde bulunmuş olmaları, söz konusu köpekbalığı türlerinin, ancak bu uzunluktan itibaren insanlar için tehlike yaratabileceklerini gösteriyor.

Mustelus cinsi köpekbalıklarının kaldırım taşları gibi yanyana dizilmiş dişleri, yengeç vb. sert kabuklu avları ezip parçalamaya çok uygundur.

Çoğunlukla balıklar ve kafadanbacaklılarla beslenen Galeorhinus galeus'un en önemli silahı keskin dişleridir. Özellikle ahtapot gibi kaygan derili avları kavramak için bu dişler vazgeçilmezdir.

Fonksiyonel sıraların gerisinde bulunan yedek sıralar sayesinde, köpekbalıklarının dişleri ömür boyu yenilenir.

Güçlü çeneler üzerinde dizili üçgen şeklinde dişler, beyaz köpekbalığının diğer türlerden kolayca ayırdedilmesini sağlar. Issırmanın etkisini arttırmak için kenarları testere gibi tırtıklı olan bu dişler ve güçlü çeneleri sayesinde, beyaz köpekbalığı yunus, fok ya da orkinoz gibi çok güçlü
avları parçalamakta hiç zorlanmaz. Çenenin içindeki kişi, yazarın 6 sene önceki halidir.


Kıyıya vurmuş bu yunus leşini, Mayıs ayında güneşli bir Pazar günü, Fenerbahçe sahilinde gezinirken bulmuştuk. Gövdenin gerisinde ve kuyruğun yakınında görülen yarım ay şeklindeki ıssırıklar, köpekbalığı saldırısından sonra geride kalan tipik izlerdir. Büyük ıssırığın çapı yaklaşık 40 santimetreydi ve bu ağız genişliğine dayanarak, saldıran köpekbalığının ortalama 3 metre uzunluğunda olduğunu söyleyebiliriz.


 

 


 Konular

Sıpadan Adası
Av Peşinde Koşanlar
Hera
Sualtı Fotoğrafçımız
Sualtında Video
Turuncu Paletler
Dalaman Kartallar Ekibi
Mesudiye Şehitlerine Saygı
Regülatörler

 Ayın seçimi
Sıpadan Adası
Sualtı Dünyası'nda bu ay eşim Yasemin'le beraber Malezya -Borneo'da bulunan muhteşem dalış noktalarından ikisi olan Sıpadan adası ve Kapalai'de bir hafta boyunca yaptığımız dalışlardan ve bu bölgeye Türkiye'den nasıl ulaşılabildiğinden bahsetmek istiyorum. Güneydoğu Asya ülkelerinden olan Malezya doğu ve batı Malezya olmak üzere iki ana parçadan oluşur. Başkent Kuala Lumpur'un da bulunduğu Doğu Malezya Tayland'ın güneyinde ana karaya bağlı kuzey - güney doğrultusunda 800 km boyunca uzanan bir yarımadadır. Batı Malezya ise Güney Çin Denizi'nin ana karadan ayırdığı Borneo adası'nın kuzeyidir.Türkiye'ye vize uygulamayan ülkelerden biri olan Malezya'nın dalış cennetlerine ulaşmak için en uygun iki alternatif yolculuğun ilk etabı olan İstanbul - Kuala Lumpur ayağını Türk Havayolları ya da Malezya Havayolları ile uçmak. 10 saat kadar süren bu etap sonrasında Kuala Lumpur'dan bineceğiniz uçakla Borneo adası'nda Kota Kinabalu adlı merkeze geçiyorsunuz. Bu yolculuk da 4 saate yakın sürmekte. Kota Kinabalu'dan ada üzerinde bulunan başka bir merkez olan Tawau'ya uçuş ise 50 dakika civarı sürüyor. Bu aynı zamanda gidiş yolunun son uçak yolculuğu...

 
Devamı...

 Gezi Bölgeleri

Sıpadan Adası
Dalaman Kartallar Ekibi