DALIŞ, DENİZ, DOĞA, GEZİ, DERGİSİ
Sayı 72
Temmuz 2004

  Sorularınız İçin     
  2.El Malzeme        
  Abone Formu      
  Dalış Kulübü
  Malzemeciler
  Bize Ulaşın            
  Site içi arama    
  Künye          
  Foto Galeri           
  Hava durumu       


 


site design © 2001 omnis


Turuncu Paletler

Yazı ve Fotoğraf: Sevda karababa

Cüneyt Özdemir
Neden Turuncu Paletler. Çocukluğumun bir bölümü Florya Menekşe´de geçti. Denizle içiçe bir yaşam ve her yerde turuncu paletler. Abimin dolabının bir köşesinde, o günlerden kalan bir çift palet hala yaşamını sürdürüyor.
1 Haziran 2004 19:40
Cüneyt Özdemir. Evine geldim. Asansör yok diye 6 katı köpeğimle ve sırt çantamla birlikte çıkmak zorunda kaldım. Konuşamıyorum, nefes alamıyorum, kan ter içindeyim. Kapı açıldı. "Ne oldu sana? Neden asansörü kullanmadın" dedi. Görmedim diyerek geçiştirip içeri girerken, yorulduğuma mı, koca asansörü görmeyip aptal durumuna düştüğüme mi üzüleyim bilemedim.
Terden gözlerimi açabildiğim kadarıyla, çok sade bir eve geldiğimi anlamıştım. Huzurlu enerjisi olan güzel bir ev. Nazik ve şık karşıladı beni. Köpeğime de gayet iyi davrandı. Mutlu musun diye sormadım, ne de olsa herkesin kendine göre bir sorunu vardır.. Sürprizlerle dolu bir gün yaşıyordum. Röportaj teklifime en son anda olumlu cevap vermesi ve hatta, "Ben kimseyle röportaj yapmak istemiyorum ama ilk ve son olsun, özel bir ayrıcalık yapmak istedim" dedi.
Yaptığı iş sebebiyle hayatın içinde olan ama hayatı kaçak izleyen, toplum kaynağı olunca, tatilinde gözlerini kapatıp daha özelini yaşamaya çalışan.
Dalış benim hayatım değil ama bu konuda hiçbir TV´nin yapmadığı kadar haber yaptım. Bu da benim yanında olduğum, desteklediğim, gelişmesi gereken bir spor, yaşam biçimi olduğunu düşünmemdendir.
S- Ben seni yıllar önce, Kaş´a dalmaya geldiğinde ortak bir arkadaş sayesinde tanıdım. Sonrasında dalış hayatında neler yaptın ?
C- Senle tanışmadan 1 yıl kadar evvel, Kaş´a tatil için gelmiştim ve dalış hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Kız arkadaşım ve ben Yunan adalarına geçmek istiyorduk. Derken birileri kurs veriyorlar, deneme dalışı yaptırıyorlar dendi. Kitap ok
umak zamanımın büyük bölümünü alan bir faaliyet ama o ara can sıkıntısı var, gidip bir dalsam dedim. Denedim ve hoşuma gitti. Birkaç dalış daha yaptım. Sonra da senle tanıştık. Bu spor, ilginç ve farklı bir dünyayı da beraberinde getiriyor. Dalan insanlar hoş ve değişik. Sualtı ise benzersiz bir alem. Sen´le tanışmamızdan sonraki yıl, yaptığım bir kaç dalış sonrası, bu sporu bir profesyonelden öğrenmek istediğimi anladım ve Ercan Tutal´dan ders aldım. Ve sonra artık dalış aktivitesi benim için süreklilik taşımaya başladı. Kaş´a sürekli gider oldum. Çok iyi dostluklarım oldu o güzel Kaş´ın değişmeyen, apayrı havasında. Bu arada arkadaşrımdan dalış için kızıldeniz´e gitmem yolunda çok sık öneriler alır olmuştum. Ve nihayet o gün gelmişti. 2002 yılbaşı
Öncesi , Turkuaz Dalış grubuyla birlikte Sharm-el Şeyh´e gittim. Profesyonel fotoğrafçılardan oluşan grup, ellerinde kameralar, sürekli dalıp çıkıyorlardı. Ben günde 1 yada 2 dalış yapıyordum. Fazlasını beni sıkıyordu. Çünkü ben suya daldığımda, aşağıyı görelim, fotoğraf çekelim ve çıkalım felsefesiyle hareket ediyordum. Tekrar tekrar dalmak gibi bir açlığım yoktu. Aslında bu spor benim için farklı bir sosyalleşmeydi ve çok hoşuma gidiyordu. Ama Kızıldeniz gerçekten de söylendiği kadar güzeldi.
S- Zaten Kızlıdeniz´de çok derine dalmaya gerek yok.
C- Orada bayağı şuursuz İtalyan rehberler vardı. Kızlara asılanlar,suyun altında grubu yalnız bırakıp gidenler. Biz Kaş´ta ki disiplinle durumu kurtarıyorduk ama hakikaten müren balığı görüp, üzerinde şakalaşan kötü bir italyan rehber grubuyla dalıyorduk.
Kaş´ta Open Water diver oldum. Daha fazlasını istemedim. Benim için yeterliydi. Son 2 senedir de dalamıyorum açıkcası. Kaşá gidemedim. Bodrumda da dalış yapmak istemedim. Şimdilerde ise yelken´e merak sardım.
S- Dalış, hayatına değişik bir bakış açısı getirdi mi?

C- Hayır. Sadece bir hoşluk ekledi hayatıma. Bende var olan su altı korkumu alıp götürmesini çok isterdim. Ne yazık ki Jaws filmleri yüzünden sualtında çok rahat değilim. Bu tür filmlerin etkisiyle kirlenen bilinçaltı, tedirginlik, güvensizlik ve korkuyla dolduruyor beni daldığımda. Bir anda karşıma çıkan bir köpekbalığının bana zarar vereceği psikolojisini üzerimden atamıyorum. Bunu nasıl yenerim bilmiyorum. Belki de bir psikolog ile terapi yapmalıyım. Ya da profesyonel dalış hocalarıyla dalmaya devam edip, o korkuyla yüzleşerek üstesinden geleyim diyorum. Maalesef, dipteyken aynı cesareti gösteremiyorum ve açık deniz tarafında ben değilde hoca olsun deyip, öteki tarafı kendime ayırıyorum. Bir da çok hava kullandığım için sıkça fırça yerim hocalardan. Soğuğu hiç sevmeyen biri olarak, sualtının soğukluğu da beni hoşnut etmiyor.
S- Hatırlıyorum. Senle tanıştığım yıl, gece dalışından bahsetmiştik. Sen de" 2 gündüz dalışı yaptınız. Yetmiyor mu ? Bi de gece dalışı! Hem su da soğuk. Abartmayın! " demiştin.
C- Sıcak deniz seviyorum ben. Üşürsem de fazla kalmak istemiyorum. Hele Şharn-el Şeyh gibi bir yerde daldıktan sonra Kaş´ta ki dalış rotası çok sıradan. 10 yıldır orda yatan, çoluk çocuğa karışmış yaşlı bir ahtopotu gördükten sonra, birazdan geçecek kaplumbağa´yı beklersin. En büyük dalış, uçak dalış´ı ki bende ona dalmak istemiyorum, zaten kimse de benle böyle bir riske girmek istemez. Kaş´ta 3 sezon dalıştan sonra, batık teknenin üzerinde yazan -en büyük cimbom- yazısı hala aynı şekilde duruyordur sanıyorum.
Su altı biraz kurak olduğu için , aşağıda bayrak çekilmesi, yukarda da sergi açılması gibi aktivitelerle Kaş´ta ki dalış hayatı canlı tutulmaya çalışılıyor.
Bu arada biraz önceki, dalışın hayatıma değişik bir bakış açısı katıp katmadığına ait soruna cevap olarak şunu söylemek istiyorum. Dalıyorsun, bakıyorsun etrafına ve bu engin büyüklük, dünyanın ne kadar küçük detaylarına takılıp kaldığımızı, küçük hayatlarımızı büyük yaşamak için gereksizce uğraştığımızı düşündürüyor. Yaşamı küçümsemiyorum elbette ama kaygılarımız, değer verdiklerimiz ve hayatın diğer ayrıntıları, ne kadar gerçek, ne kadar önemli? Aşağıya iniyorsun, dünyanın büyük bir kısmı
su ve orda bambaşka bir dünya var. Bir balık geliyor ve bana kimsin diye bakıyor tıpkı benim hayvanat bahçesine gider gibi daldığımda ve gördüğüm şeylere o gözle baktığımda ki gibi bakıyor bana. Kendimi kendisi kadar kimliksiz ve hiç hissettiriyor. Ben onu tanımadığım kadar, o da beni tanımıyor. Kendimi onun yerine koyduğumda, kendime geliyorum ve soruyorum; bir sürü hırs yapmışım, koşturup duruyorum, onu yapmalıyım, şunu yapmalıyım deyip duruyorum. Peki ne için bütün bunlar?İşte bu kendini sorgulayış ve beraberinde getirdiği hiçlik duygusu, bana dalışın getirdiği yeni bir vizyon oldu. Çok boyutlu biryerdesin, apayrı bir yaşam şekli, dünyadan başka bir dünyaya yolculuk gibi. Denizde yüzüp gelmek, tekneye binmek
ya da denizden babam çıksa yerim anlayışı yerini çok daha derin şeylere bırakıyor daldığında.
S- En sonunda seni bir şekilde etkiledi demek sualtı dünyası.
C- En sonunda degil en başında etkiledi. Zaten etkilenmesen devam etmezdi. Biraz kartpostal turizmine karşı biriyim. Karayip´ler ve Maldiv´ler gibi yerler de de dalış yapmayı planlıyorum.
S- Maldivler de çok köpek balığı var, sana uygun olmaz diye düşünüyorum.
C- Deneyimli biriyle dalarsam olabilir. Bir de Discovery Channel ve National Geographic´de, köpek balığına karşı nasıl korunulur gibi programları kaçırmıyorum. Uçan tekme ve diğer savunma şekilleri gibiJ)
S- Dalış teknesinde iken, insanlarla diyalog kurar mısın, yoksa kendini soyutlar mısın?
C- Kaş´ta en büyük problem şu: 3 dalış teknesi yakın arkadaşların herhangi biriyle gitsem, öteki kırılıyor, bizi beğenmedi, onlarla gidiyor, deniliyor. İçtenlikle, kimseyi kırmadan ve üzmeden geçirilecek bir tatil için gösterdiğim çaba, bazen beni çok yoruyor.
Şu günlerde ilgimi çeken, dalış mekanı ise Kekova. Bir batık kente dalma düşüncesi beni çok heyecanlandırıyor.
S- Pekçok değişik meslek grubundan insanlar, dalış zevkini paylaşırlar. Bugüne kadar senin ilginç bulduğun mesleği yapan bir dalgıçla tanıştın mı?

C- Evet. Güneydoğu´dan bir helikopter pilotu gelmişti. Kaş´ta karşılaşmıştık. Hakkari´den, çatışmadan geliyor, dalıyor ve tekrar çatışmaya dönüyordu. O dönemler, helikopter pilotları PKK ile savaş sırasında en aktif olup, en tehlikeli pozisyonlarda görev yapıyorlardı. Çok etkilenmiştim. Memleketine gitmek varken o dalmayı tercih etmişti. Hakikaten şaşırtan ve etkileyici bir seçim yapmıştı.
TV programımda, dalışla ilgili 3 haber yaptım bugüne kadar. Bu anlamda bu spora destek olmaya da çalışıyorum. Bunlardan beni en çok etkileyini Ercan Tutal´ın, Kızıldeniz´de engellilerle gerçekleştirdiği dalışdı. Beraberinde daldığı, görme engelli bir öğrencisinin dibe elini değdirdiğindeki mutluluğu görmeliydiniz. Avuçladığı kumu, yüzüne sürüp, elleriyle onu tanımaya çalışması müthişti.
S- Dalış senin için ikinci bir hayat şekli değil. Bu durumda işin dışında, ikinci bir yaşam şekliniz var mı?
C- İşimi çok severek ve keyif alarak yapıyorum. Ama benim ikinci yaşam şeklim "benim". İşim, hayatım demek değil. İşimin dışında yaşadığım anlar, benim ikinci hayat şeklim. İşimin olmadığı dönemlerde oldu geçmişte. O zamanda bir hayatım vardı. Ya da işimin başındayken, hiç de kolay olmayan, yoğun bir tempoda, her gün bir program hazırlarkende bir hayatım var. Sadece iş, mutluluk getirmiyor. Duygular, ve işimin dışında kalan hayat, zamanla daha çok önem kazanıyor. Hergün milyonlarca insanın önünde kendini ve yaptığın çalışmanın kalitesini kanıtlamak çok yorucu. Sözlüye kaldırılan bir çocuk gibi, her defasında kendini ve bildiklerini göstermelisin. Manevi olarak ağır bir yük. Eğer parasal kaygısız doğsaydım, sanırım başka işler yapıyor olurdum şu anda. Mesela daha çok dalardım, haritalar açıp önüme,her hafta değişik bir yere gitme planları yapardım.
S- Kendini özel görüyor musun?
C- Estağfurullah. Tam aksi aslında. İçine dönük, yalnızlıklar içinde yaşayan biriyim. Mahcubiyetten, çaresizlikten ve kendi kendime olmanın hoşnutluğundan gelen yalnızlıklar. Birilerine bağlı yaşamak yerine özgürlüğümle olmak bana daha iyi geliyor, tekbaşınalık beraberinde olsa bile.
S- Bulunduğun ortamlarda, insanları gözlemler misin?

C- Tam aksi oluyor.İşim sebebiyle göz önünde olduğumdan, asıl incelenen ben oluyorum. Bu sebeple, küçük bir arkadaş grubuyla, kalabalığa çıkmadan yaşamayı tercih ediyorum. Ama iş için insanlarla bir aradaysam, bütün algılarım açıktır. Özel hayatım da ise tam tersi. Tatile çıkarken, asla
kamera yada fotoğraf makinası almam. Çünkü bana yaptığım işi hatırlatır. İş dışında ki zama n la r da , bilerek kimseyi gözlemlemem. Gözlerimi kapatmak isterim etrafıma.Böylece nihayet kendimle başbaşa kalırım. Sharn-el Şeyh de (Mısır) iken, gelmişken şu piramitleri bir göreyim dedi ve bir rehber buldum. Rehber, piramitlere vardığımızda, "piramitler arkanda bir resmini çekeyim" dedi. Ben de fotoğraf makinası olmadığını duyduğunda çok şaşırmıştı. Bense piramitlerin taşlarına dokunmak, içine bakmak istiyorum dedim. İlle de fotoğraf değil olay.
S- Dalış kıyafetin var mı?
C- Hayır. Oraya gidiyorsun ve herşeyi kiralıyorsun.
S- Sana hediye edebileceğim fazladan "pembe" bir dalış kıyafetim var?:)
C- !Pembe kıyafetle dalmayı da istemem doğrusu! Yine de teşekkürler.:) Ekipman almak gibi bir huyum yok benim. Bağımlılık sevmem.Hayatı günlük yaşayan biriyim. Hergün´ü ilk yada son gün gibi yaşamayı seviyorum.Herşeyin içinde olmak, bir yandan da olmamak, her riske girmek, hem de deli gibi korkmak. Sanırım bu düşünüş, dalış tecrübelerime de yansımış durumda.
TV haberciliğinin en genç ve en önemli isimlerinden, Cüneyt Özdemir ile keyifli bir sohbet yaptım. Hatta biraz abartıp, yazı başlığı için fikir sorma densizliğini de gösterdim. Hani o tecrübeli haberci, ben acemi yazar durumu. Olmadı, bir öneri bile alamadım ağzından. Tüm yeteneğimi kullanıp bu kaçak sualtı´nın, haber yapımcısı yıldızının röportajına, şahane bir başlık bulmaya azmettim.
Bir ay sonra, başka bir ünlü dalgıcımızın sohbetiyle görüşmek üzere.

.



 
   

 Konular

Sıpadan Adası
Av Peşinde Koşanlar
Hera
Sualtı Fotoğrafçımız
Sualtında Video
Turuncu Paletler
Dalaman Kartallar Ekibi
Mesudiye Şehitlerine Saygı
Regülatörler

 Ayın seçimi
Sıpadan Adası
Sualtı Dünyası'nda bu ay eşim Yasemin'le beraber Malezya -Borneo'da bulunan muhteşem dalış noktalarından ikisi olan Sıpadan adası ve Kapalai'de bir hafta boyunca yaptığımız dalışlardan ve bu bölgeye Türkiye'den nasıl ulaşılabildiğinden bahsetmek istiyorum. Güneydoğu Asya ülkelerinden olan Malezya doğu ve batı Malezya olmak üzere iki ana parçadan oluşur. Başkent Kuala Lumpur'un da bulunduğu Doğu Malezya Tayland'ın güneyinde ana karaya bağlı kuzey - güney doğrultusunda 800 km boyunca uzanan bir yarımadadır. Batı Malezya ise Güney Çin Denizi'nin ana karadan ayırdığı Borneo adası'nın kuzeyidir.Türkiye'ye vize uygulamayan ülkelerden biri olan Malezya'nın dalış cennetlerine ulaşmak için en uygun iki alternatif yolculuğun ilk etabı olan İstanbul - Kuala Lumpur ayağını Türk Havayolları ya da Malezya Havayolları ile uçmak. 10 saat kadar süren bu etap sonrasında Kuala Lumpur'dan bineceğiniz uçakla Borneo adası'nda Kota Kinabalu adlı merkeze geçiyorsunuz. Bu yolculuk da 4 saate yakın sürmekte. Kota Kinabalu'dan ada üzerinde bulunan başka bir merkez olan Tawau'ya uçuş ise 50 dakika civarı sürüyor. Bu aynı zamanda gidiş yolunun son uçak yolculuğu...

 
Devamı...

 Gezi Bölgeleri

Sıpadan Adası
Dalaman Kartallar Ekibi