|
Turuncu Paletler

Yazı
ve Fotoğraf:
Sevda karababa
Cüneyt Özdemir
Neden Turuncu Paletler. Çocukluğumun bir bölümü Florya Menekşe´de
geçti. Denizle içiçe bir yaşam ve her yerde turuncu paletler.
Abimin dolabının bir köşesinde, o günlerden kalan bir çift
palet hala yaşamını sürdürüyor.
1 Haziran 2004 19:40
Cüneyt Özdemir. Evine geldim. Asansör yok diye 6 katı köpeğimle
ve sırt çantamla birlikte çıkmak zorunda kaldım. Konuşamıyorum,
nefes alamıyorum, kan ter içindeyim. Kapı açıldı. "Ne
oldu sana? Neden asansörü kullanmadın" dedi. Görmedim
diyerek geçiştirip içeri girerken, yorulduğuma mı, koca asansörü
görmeyip aptal durumuna düştüğüme mi üzüleyim bilemedim.
Terden gözlerimi açabildiğim kadarıyla, çok sade bir eve geldiğimi
anlamıştım. Huzurlu enerjisi olan güzel bir ev. Nazik ve şık
karşıladı beni. Köpeğime de gayet iyi davrandı. Mutlu musun
diye sormadım, ne de olsa herkesin kendine göre bir sorunu
vardır.. Sürprizlerle dolu bir gün yaşıyordum. Röportaj teklifime
en son anda olumlu cevap vermesi ve hatta, "Ben kimseyle
röportaj yapmak istemiyorum ama ilk ve son olsun, özel bir
ayrıcalık yapmak istedim" dedi.
Yaptığı iş sebebiyle hayatın içinde olan ama hayatı kaçak
izleyen, toplum kaynağı olunca, tatilinde gözlerini kapatıp
daha özelini yaşamaya çalışan.
Dalış benim hayatım değil ama bu konuda hiçbir TV´nin yapmadığı
kadar haber yaptım. Bu da benim yanında olduğum, desteklediğim,
gelişmesi gereken bir spor, yaşam biçimi olduğunu düşünmemdendir.
S- Ben seni yıllar önce, Kaş´a dalmaya geldiğinde ortak bir
arkadaş sayesinde tanıdım. Sonrasında dalış hayatında neler
yaptın ?
C- Senle tanışmadan 1 yıl kadar evvel, Kaş´a tatil için gelmiştim
ve dalış hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Kız arkadaşım ve
ben Yunan adalarına geçmek istiyorduk. Derken birileri kurs
veriyorlar, deneme dalışı yaptırıyorlar dendi. Kitap ok umak
zamanımın büyük bölümünü alan bir faaliyet ama o ara can sıkıntısı
var, gidip bir dalsam dedim. Denedim ve hoşuma gitti. Birkaç
dalış daha yaptım. Sonra da senle tanıştık. Bu spor, ilginç
ve farklı bir dünyayı da beraberinde getiriyor. Dalan insanlar
hoş ve değişik. Sualtı ise benzersiz bir alem. Sen´le tanışmamızdan
sonraki yıl, yaptığım bir kaç dalış sonrası, bu sporu bir
profesyonelden öğrenmek istediğimi anladım ve Ercan Tutal´dan
ders aldım. Ve sonra artık dalış aktivitesi benim için süreklilik
taşımaya başladı. Kaş´a sürekli gider oldum. Çok iyi dostluklarım
oldu o güzel Kaş´ın değişmeyen, apayrı havasında. Bu arada
arkadaşrımdan dalış için kızıldeniz´e gitmem yolunda çok sık
öneriler alır olmuştum. Ve nihayet o gün gelmişti. 2002 yılbaşı
Öncesi , Turkuaz Dalış grubuyla birlikte Sharm-el Şeyh´e gittim.
Profesyonel fotoğrafçılardan oluşan grup, ellerinde kameralar,
sürekli dalıp çıkıyorlardı. Ben günde 1 yada 2 dalış yapıyordum.
Fazlasını beni sıkıyordu. Çünkü ben suya daldığımda, aşağıyı
görelim, fotoğraf çekelim ve çıkalım felsefesiyle hareket
ediyordum. Tekrar tekrar dalmak gibi bir açlığım yoktu. Aslında
bu spor benim için farklı bir sosyalleşmeydi ve çok hoşuma
gidiyordu. Ama Kızıldeniz gerçekten de söylendiği kadar güzeldi.
S- Zaten Kızlıdeniz´de çok derine dalmaya gerek yok.
C- Orada bayağı şuursuz İtalyan rehberler vardı. Kızlara asılanlar,suyun
altında grubu yalnız bırakıp gidenler. Biz Kaş´ta ki disiplinle
durumu kurtarıyorduk ama hakikaten müren balığı görüp, üzerinde
şakalaşan kötü bir italyan rehber grubuyla dalıyorduk.
Kaş´ta Open Water diver oldum. Daha fazlasını istemedim. Benim
için yeterliydi. Son 2 senedir de dalamıyorum açıkcası. Kaşá
gidemedim. Bodrumda da dalış yapmak istemedim. Şimdilerde
ise yelken´e merak sardım.
S- Dalış, hayatına değişik bir bakış açısı getirdi mi?
C- Hayır. Sadece bir hoşluk ekledi hayatıma. Bende var olan
su altı korkumu alıp götürmesini çok isterdim. Ne yazık ki
Jaws filmleri yüzünden sualtında çok rahat değilim. Bu tür
filmlerin etkisiyle kirlenen bilinçaltı, tedirginlik, güvensizlik
ve korkuyla dolduruyor beni daldığımda. Bir anda karşıma çıkan
bir köpekbalığının bana zarar vereceği psikolojisini üzerimden
atamıyorum. Bunu nasıl yenerim bilmiyorum. Belki de bir psikolog
ile terapi yapmalıyım. Ya da profesyonel dalış hocalarıyla
dalmaya devam edip, o korkuyla yüzleşerek üstesinden geleyim
diyorum. Maalesef, dipteyken aynı cesareti gösteremiyorum
ve açık deniz tarafında ben değilde hoca olsun deyip, öteki
tarafı kendime ayırıyorum. Bir da çok hava kullandığım için
sıkça fırça yerim hocalardan. Soğuğu hiç sevmeyen biri olarak,
sualtının soğukluğu da beni hoşnut etmiyor.
S- Hatırlıyorum. Senle tanıştığım yıl, gece dalışından bahsetmiştik.
Sen de" 2 gündüz dalışı yaptınız. Yetmiyor mu ? Bi de
gece dalışı! Hem su da soğuk. Abartmayın! " demiştin.
C- Sıcak deniz seviyorum ben. Üşürsem de fazla kalmak istemiyorum.
Hele Şharn-el Şeyh gibi bir yerde daldıktan sonra Kaş´ta ki
dalış rotası çok sıradan. 10 yıldır orda yatan, çoluk çocuğa
karışmış yaşlı bir ahtopotu gördükten sonra, birazdan geçecek
kaplumbağa´yı beklersin. En büyük dalış, uçak dalış´ı ki bende
ona dalmak istemiyorum, zaten kimse de benle böyle bir riske
girmek istemez. Kaş´ta 3 sezon dalıştan sonra, batık teknenin
üzerinde yazan -en büyük cimbom- yazısı hala aynı şekilde
duruyordur sanıyorum.
Su altı biraz kurak olduğu için , aşağıda bayrak çekilmesi,
yukarda da sergi açılması gibi aktivitelerle Kaş´ta ki dalış
hayatı canlı tutulmaya çalışılıyor.
Bu arada biraz önceki, dalışın hayatıma değişik bir bakış
açısı katıp katmadığına ait soruna cevap olarak şunu söylemek
istiyorum. Dalıyorsun, bakıyorsun etrafına ve bu engin büyüklük,
dünyanın ne kadar küçük detaylarına takılıp kaldığımızı, küçük
hayatlarımızı büyük yaşamak için gereksizce uğraştığımızı
düşündürüyor. Yaşamı küçümsemiyorum elbette ama kaygılarımız,
değer verdiklerimiz ve hayatın diğer ayrıntıları, ne kadar
gerçek, ne kadar önemli? Aşağıya iniyorsun, dünyanın büyük
bir kısmı su
ve orda bambaşka bir dünya var. Bir balık geliyor ve bana
kimsin diye bakıyor tıpkı benim hayvanat bahçesine gider gibi
daldığımda ve gördüğüm şeylere o gözle baktığımda ki gibi
bakıyor bana. Kendimi kendisi kadar kimliksiz ve hiç hissettiriyor.
Ben onu tanımadığım kadar, o da beni tanımıyor. Kendimi onun
yerine koyduğumda, kendime geliyorum ve soruyorum; bir sürü
hırs yapmışım, koşturup duruyorum, onu yapmalıyım, şunu yapmalıyım
deyip duruyorum. Peki ne için bütün bunlar?İşte bu kendini
sorgulayış ve beraberinde getirdiği hiçlik duygusu, bana dalışın
getirdiği yeni bir vizyon oldu. Çok boyutlu biryerdesin, apayrı
bir yaşam şekli, dünyadan başka bir dünyaya yolculuk gibi.
Denizde yüzüp gelmek, tekneye binmek
ya da denizden babam çıksa yerim anlayışı yerini çok daha
derin şeylere bırakıyor daldığında.
S- En sonunda seni bir şekilde etkiledi demek sualtı dünyası.
C- En sonunda degil en başında etkiledi. Zaten etkilenmesen
devam etmezdi. Biraz kartpostal turizmine karşı biriyim. Karayip´ler
ve Maldiv´ler gibi yerler de de dalış yapmayı planlıyorum.
S- Maldivler de çok köpek balığı var, sana uygun olmaz diye
düşünüyorum.
C- Deneyimli biriyle dalarsam olabilir. Bir de Discovery Channel
ve National Geographic´de, köpek balığına karşı nasıl korunulur
gibi programları kaçırmıyorum. Uçan tekme ve diğer savunma
şekilleri gibiJ)
S- Dalış teknesinde iken, insanlarla diyalog kurar mısın,
yoksa kendini soyutlar mısın?
C- Kaş´ta en büyük problem şu: 3 dalış teknesi yakın arkadaşların
herhangi biriyle gitsem, öteki kırılıyor, bizi beğenmedi,
onlarla gidiyor, deniliyor. İçtenlikle, kimseyi kırmadan ve
üzmeden geçirilecek bir tatil için gösterdiğim çaba, bazen
beni çok yoruyor.
Şu günlerde ilgimi çeken, dalış mekanı ise Kekova. Bir batık
kente dalma düşüncesi beni çok heyecanlandırıyor.
S- Pekçok değişik meslek grubundan insanlar, dalış zevkini
paylaşırlar. Bugüne kadar senin ilginç bulduğun mesleği yapan
bir dalgıçla tanıştın mı?
C- Evet. Güneydoğu´dan bir helikopter pilotu gelmişti. Kaş´ta
karşılaşmıştık. Hakkari´den, çatışmadan geliyor, dalıyor ve
tekrar çatışmaya dönüyordu. O dönemler, helikopter pilotları
PKK ile savaş sırasında en aktif olup, en tehlikeli pozisyonlarda
görev yapıyorlardı. Çok etkilenmiştim. Memleketine gitmek
varken o dalmayı tercih etmişti. Hakikaten şaşırtan ve etkileyici
bir seçim yapmıştı.
TV programımda, dalışla ilgili 3 haber yaptım bugüne kadar.
Bu anlamda bu spora destek olmaya da çalışıyorum. Bunlardan
beni en çok etkileyini Ercan Tutal´ın, Kızıldeniz´de engellilerle
gerçekleştirdiği dalışdı. Beraberinde daldığı, görme engelli
bir öğrencisinin dibe elini değdirdiğindeki mutluluğu görmeliydiniz.
Avuçladığı kumu, yüzüne sürüp, elleriyle onu tanımaya çalışması
müthişti.
S- Dalış senin için ikinci bir hayat şekli değil. Bu durumda
işin dışında, ikinci bir yaşam şekliniz var mı?
C- İşimi çok severek ve keyif alarak yapıyorum. Ama benim
ikinci yaşam şeklim "benim". İşim, hayatım demek
değil. İşimin dışında yaşadığım anlar, benim ikinci hayat
şeklim. İşimin olmadığı dönemlerde oldu geçmişte. O zamanda
bir hayatım vardı. Ya da işimin başındayken, hiç de kolay
olmayan, yoğun bir tempoda, her gün bir program hazırlarkende
bir hayatım var. Sadece iş, mutluluk getirmiyor. Duygular,
ve işimin dışında kalan hayat, zamanla daha çok önem kazanıyor.
Hergün milyonlarca insanın önünde kendini ve yaptığın çalışmanın
kalitesini kanıtlamak çok yorucu. Sözlüye kaldırılan bir çocuk
gibi, her defasında kendini ve bildiklerini göstermelisin.
Manevi olarak ağır bir yük. Eğer parasal kaygısız doğsaydım,
sanırım başka işler yapıyor olurdum şu anda. Mesela daha çok
dalardım, haritalar açıp önüme,her hafta değişik bir yere
gitme planları yapardım.
S- Kendini özel görüyor musun?
C- Estağfurullah. Tam aksi aslında. İçine dönük, yalnızlıklar
içinde yaşayan biriyim. Mahcubiyetten, çaresizlikten ve kendi
kendime olmanın hoşnutluğundan gelen yalnızlıklar. Birilerine
bağlı yaşamak yerine özgürlüğümle olmak bana daha iyi geliyor,
tekbaşınalık beraberinde olsa bile.
S- Bulunduğun ortamlarda, insanları gözlemler misin?
C- Tam aksi oluyor.İşim sebebiyle göz önünde olduğumdan, asıl
incelenen ben oluyorum. Bu sebeple, küçük bir arkadaş grubuyla,
kalabalığa çıkmadan yaşamayı tercih ediyorum. Ama iş için
insanlarla bir aradaysam, bütün algılarım açıktır. Özel hayatım
da ise tam tersi. Tatile çıkarken, asla
kamera yada fotoğraf makinası almam. Çünkü bana yaptığım işi
hatırlatır. İş dışında ki zama n la r da , bilerek kimseyi
gözlemlemem. Gözlerimi kapatmak isterim etrafıma.Böylece nihayet
kendimle başbaşa kalırım. Sharn-el Şeyh de (Mısır) iken, gelmişken
şu piramitleri bir göreyim dedi ve bir rehber buldum. Rehber,
piramitlere vardığımızda, "piramitler arkanda bir resmini
çekeyim" dedi. Ben de fotoğraf makinası olmadığını duyduğunda
çok şaşırmıştı. Bense piramitlerin taşlarına dokunmak, içine
bakmak istiyorum dedim. İlle de fotoğraf değil olay.
S- Dalış kıyafetin var mı?
C- Hayır. Oraya gidiyorsun ve herşeyi kiralıyorsun.
S- Sana hediye edebileceğim fazladan "pembe" bir
dalış kıyafetim var?:)
C- !Pembe kıyafetle dalmayı da istemem doğrusu! Yine de teşekkürler.:)
Ekipman almak gibi bir huyum yok benim. Bağımlılık sevmem.Hayatı
günlük yaşayan biriyim. Hergün´ü ilk yada son gün gibi yaşamayı
seviyorum.Herşeyin içinde olmak, bir yandan da olmamak, her
riske girmek, hem de deli gibi korkmak. Sanırım bu düşünüş,
dalış tecrübelerime de yansımış durumda.
TV haberciliğinin en genç ve en önemli isimlerinden, Cüneyt
Özdemir ile keyifli bir sohbet yaptım. Hatta biraz abartıp,
yazı başlığı için fikir sorma densizliğini de gösterdim. Hani
o tecrübeli haberci, ben acemi yazar durumu. Olmadı, bir öneri
bile alamadım ağzından. Tüm yeteneğimi kullanıp bu kaçak sualtı´nın,
haber yapımcısı yıldızının röportajına, şahane bir başlık
bulmaya azmettim.
Bir ay sonra, başka bir ünlü dalgıcımızın sohbetiyle görüşmek
üzere.
.
|
|